21 Nisan 2012 Cumartesi

Sadece "sonrası" - Only "the after"

SONRASI - AFTER
97 yılında bu eve taşınırken eski görünüşlü koyu ahşap renkli mobilyaları pek seviyordum, o yüzden evdeki tüm mobilyayı koyu ahşap rengi seçmiştim. Perde ve aksesuar bulmak için Samanpazarı, çıkrıkçılar.... gezip dururken bu sandalyelere denk geldim. Satan kişi bu "rejisör koltuğu dur" demişti, ve ben bayılmıştım bu eski koltuklara. Çok eski, delik deşik ahşaptandı ama ben bunları almalıydım ve aldım. Tabii boyandı, revize edildi koyu bir ahşap rengi olarak eve geldi. Yıllar geçti koltuklar sarardı, soldu ve çok eskidi...Bu biirrr....

When we were moving into this house in year 97, I used to love dark wood colored and old looking furniture so I choose all my furniture in this color. To find curtains and accessories I wondered around  Samanpazarı, Çikrıkçılar area... and came across these chairs.  The seller had told me it was a "directors chair" and and I loved them. They were very old, with a lot of small holes but I had to buy them and I did. Of course it was stained and fixed, and it landed in my house in it's dark wood color. Years passed by, the color of the chaires faded ... that's oneee... 


İkea Ankaraya ilk açıldığında bu kumaşı görüp vuruldum. Ne yapacağımla ilgili hiçbir fikrim olmaksızın aldım metrelerce bu kumaştan. Önce tutturdum yemek masasının sandalyelerini kaplıycam, perde de yaparım v.s diye ama eşim "çok yazlık eve benzemezmi?" diyince hak verdim ve yapmadım. Ama tüm kış boyu kumaşla bakıştık durduk. Bu da ikiii....

When İkea first opened in Ankara, I saw this fabric and fell in love with it. Although I had no idea what I was going to do with it, I bought meters of this  fabric. Initially I insisted that I will cover my dining room chairs with it but when my husband said "wouldn't this look like a summer house?"  I agreed with him and I decided not to do so. But this winter long, this fabric and I were in eye to eye contact... That's twoooo....

Sehpa mı boyarken ve boyanın iyice kurumasını beklerken aklım bu sandalyeler geldi. Koştum, buldum ve onları da beyaza boyamaya başladım. Dün ve evvelki gün fırtınalı-yağmurlu olunca ve açık havada boya işime ara vermek zorunda kalınca kılıflarını da yenilemem gerektiğine kanaat ederek bu şahane kumaşımın bir kısmını burada değerlendirdim. 
Bu arada "öncesi" nin resimlerini çekmeyi unutmuşum... pardon....

While I was staining my coffee table and had to wait for the paint to dry properly these chairs came to my mind. I rushed to find them and painted them white also. Yesterday and the day before as the weather was rainy and stormy I had to stop my painting work that I was doing in the open air so I decided that I would renew their covers and I made use of  some of this this marvelous fabric here. 
By the way I forgot to take their "before" photo's... sorry...

Ve bahçede kullanılmaya hazırlar...

And they are ready to be used in the garden...




20 Nisan 2012 Cuma

Öncesi/sonrası (sehpa) - Before/after (coffee table)

Yaşasın sonunda ben de bir öncesi-sonrası yazısı yazabileceğim. Aslında evde o kadar çok var ki öncesi-sonrası eşya, ama ne var ki öncesine dair fotoğrafları yok...  En son 2011 Ekim de yemek sandalyelerimi boyarken hava öyle bir soğudu ki ani tarafından, bu sehpayı yapamamış  yapmak için ilkbaharı bekleme kararı vermiştim. Ve işte o gün geldi....

I'm so happy that in the end I can make a Before-After post. In fact I have loads of before-after stuff in my house but unfortunately I don't have any before pictures of them... In October 2011, while I was painting my dining chairs suddenly the weather got so cold that I wasn't able to paint this coffee table and had decided to wait for spring to come. And now, it's that day...

Ve işte hasarlı sehpam. Daha yeniydi biz eve sistire-cila yaptırmaya karar verdik. Tüm eşyalar çıktı balkona... yazın ortası, güneş kavuruyor. Hiçbir eşyaya bir şey olmazken bu sehpanın kaplamaları kavladı.... sonra oğlum (3-4 yaşlarında) resim yaparken bu sehpanın üzerinde, yapmak istediği resim kağıttan büyük olunca, resmini sehpada da devam ettirdi.

Here is my damaged coffee table. It was new when we decided to have the floors sanded and waxed. All the furniture was moved to the balcony... middle of the summer, sun is burning. This coffee tables veneer started to flake while nothing happened to any of the other furniture... then my son (3-4 years old), while painting a picture on this table continiued his picture on the table as the picture he  had in mind was bigger then the paper itself.

ÖNCESİ - BEFORE




SONRASI - AFTER



Yapım aşamalarını görmek isterseniz buradan buyrun....

If you want to see the process you are welcome here...

17 Nisan 2012 Salı

Mimlendim, mimliyorum, mimleyeceğim...

İlk kez başıma geldi bu "Mim"lenme durumu. Arada bazı bloglarda görüyordum ama pek ilgilenmemiştim açıkcası. Bugün "Redrumblefish" yazdığı yorumun sonuna beni "mim"lediğini yazmış. Önce anlamadım ve yanlış okudum, yanlış anladım sandım ve bloguna gittim. Orada da görünce anladım sonunda "mim"lendiğimi. E madem "mim"lendik, yapalım o zaman gereğini... Tabii ben ne yapmam gerektiğini de bilemediğim için sordum "Redrumblefish"e, sağolsun cevaplamış, şimdi bu cevaptaki yönergelere uyarak "mim" görevimi yerine getiriyorum. Bu arada "Redrumblefish"e de buradan kocaman sevgiler...



Yönerge 1; soruları kopyala ve cevapla...


1) Mesleğin seni mutlu ediyor mu? 
Hayır etmiyor, zaten de yapmayalı uzun zaman oldu.

2) Dilediğin meslek miydi? 
Dilemekten ne kastettiğimize bağlı. Üniversiteye girerken 1. tercihim di. Ama bu tercihi yapmamın sebebi bir anlamda moda olmasıydı. İlk tercihim bu olmasına rağmen hep 1. tercihim olmasın 2. si olsun dilemiştim içten içe. Hatta o kadar komikti ki dilek listem; 1 olmasın 2 olsun, 2 de olmazsa 3-4 hiç olmasın 5 olsun, oda olmadı 6 yı boşver 7 olsun gibi... Şimdi düşündüğümde 17 yaşımdayken zekiydim, başarılıydım ama pekte akıllı biri değilmişim.

3) Yalnız mı ilişkide yaşamayı mı tercih ediyorsun?
Kızgınlık sonucu tersini iddia ettiğim zamanların varlığına rağmen, ilişkide...

4) Tatsız durumlardan kaçınmak için yalan söyler misin, dürüst ol?
Yalanın pembesi, beyazı olmaz diyenlerdenim ama bazen "beyaz yalan" ın büyüsüne kapılabiliyorum. Gerçi çoğunlukla o kadar rahatsız oluyorum ki, doğruyu itiraf etmem pek uzun zaman almıyor...

5) Yabancı bir dil konuşuyor musun? 
Evet İngilizce konuşuyorum. Çocukluğumun bir dönemi İngiltere de geçti...

6) Rüyandaki evde oturuyor musun? Taşınmak veye yurt dışına gitmek istiyor musun?
En sevdiğim şey sıkça taşınmaktır, yani değişiklik yapmak. Zaten rüyamdaki evde oturmam pek de mümkün değil çünkü sürekli rüyamı bile revize ediyorum. Bu konudaki tek değişmeyenim ise kocaman-kocaman pencereleri olan bir ev olması

7) Mobilya değiştirmeyi sever misin?
Bayılırım. Sürekli değiştirmek isterim. Param varsa ne ala, ya yoksa? Mobilyaları boyayarak rengini değiştiririm. Vaktim de yoksa bunu yapmaya, yerlerini değiştirerek kocamı sinir ederim... (Şu an evimizde neredeyse tüm mobilyaların rengi en az 1 kere değişti) Birkaç gündür olan sessizliğimin sebebi de bu zaten. Hava açtı, benim mobilya rengi değiştirme mevsimim geldi, harıl harıl boya yapıyorum, yakında paylaşacağım.

8) Çevreye, hayvan korumaya hiç katkın var mı?
Çöpleri çöp kutusuna atarım yere değil. Yazın gittiğim plajlardan ayrılırken kendi çöplerimi koyduğum poşetin içerisine etrafımdaki "diğer insanlar"ın bıraktıkları çöp ve izmaritleri toplarım. Deterjanı mümkün olduğunca az kullanırım veya doğaya zararı olmadığı ifade edilen ürünleri tercih ederim, su tüketimime çok dikkat ederim v.s. yani normal vatandaşın yada normal bir insanın zaten yapması gerekenlerdir benim yaptıklarım.   
9) Televizyon ve filmleri sever misin?
Film seyretmeyi çok severim. Televizyonu çok nadiren açarım. Seyretmek istediğim bir şey varsa açar seyreder bitince de kapatırım. Genellikle televizyondan ziyade internetten yada DVD den bir şeyler seyretmeyi tercih ederim.
 
10) Bırakmak istemediğin kötü huyların var mı?
Bırakmaktan ziyade sigara ya hiç başlamamış olmayı isterdim. Keyifli ortamlarda 1-2 tane içip sonrada hiç içmeyen insanlara özeniyorum.

11) Loto veya benzeri şans oyunu oynarmısın?
Çok ender, eğer karşıma kendiliğinden çıkarsa oynarım.
 
Yönerge 2; Ödüllendirmek istediğin blogları mimle...

Ödüllediklerim:)

Şimdi herkese onları "mim"lediğimi duyurdum tek tek. Artık boya işime devam etmemin vaktidir. Herkese mutlu günler...

10 Nisan 2012 Salı

Lacivert çanta - Dark blue tote

En sonunda bitirmeyi başardım. Günlerdir bu çantayla uğraşıyordum. O kadar çok şey girdi ki araya, tam yapmaya konsantre olmuşken bırakmak zorunda kaldım defalarca. Çantada kullandığım lacivert kumaşı yeni almıştım. Diğer kumaşlarımdan farklı olduğu için kumaşla birbirimizi tanımamız biraz zamanımı aldı v.s., ama bitti sonunda. Bu çantayı aslında çok sevdiğim bir arkadaşıma yaş günü hediyesi olarak yaptım. Uzun zamandır ona bir şey yapmayı zaten çok istiyordum, yaş günü vesile oldu. Bana yaptığım çanta-cüzdan işlerinde o kadar çok manevi destek verdi ki, gün oldu bana eksik kumaşlarımı-malzemelerimi taşıdı ta nerelerden.  İyi ki doğdun arkadaşım, umarım beğenmişsindir çantanı...

In the end I managed to finish it. I've been struggling with this bag for days. Whenever concentrated in doing this bag I had to stop many times as many things came in the way. The fabric that I used was recently bought. As it was different then the other fabric that I was used to sewing we had to spend some time to know each other. etc., but in the end it has finished. I actually made this bag for a belowed friend as a birthday present. It's been a long time since I've been wanting to make something for her anyhow, so this birthday was a good opportunity She has given me such a big moral support in my wallets & bags, there were days that she even carried my fabrics and materials from distant places.  I'm glad that you're born and I hope you liked your tote. 







7 Nisan 2012 Cumartesi

Bahar geldi 2 - Spring has come 2

Daha önce paylaştığım kutularda kullandığım peçeteyi birde bu kasede kullanmıştım. Baktıkça bana keyif veriyor bu peçete deseni...

In this bowl, I used the same napkins that I had used for the previously shared boxes once more. This napkin pattern gives me joy, whenever I look.


Arka plandaki limonlarımı gördünüzmü?
Did you see my lemons in the background? 





Çatlakların arası yağlı boya
 Oil colors in the cracks

Çatlatma
Crackes

Uğur böcekleri ve çiçekler dış görünüşünü tamamladı
Lady birds and flowers completed the outside look.



Ah İstanbul...

İstanbul dan döndüm döneli hayatın içinde akmaya çalışırken bir taraftan da hayata adapte olmaya çalışıyorum. Yine İstanbulun renkleri beni etkiledi. Kadıköyün orta yerinde kızılderililer şahane müzikler yapıyorlardı mesela...

Since I returned back from İstanbul, I'm trying to adapt to my life while at the same tame trying to flow in it. As always the colors of İstanbul has effected me... In the middle of Kadıköy İndians were performing some fabulous music for example...


Aşağıdaki resim çok kötü çıkmış olsada Fransız sokağı... renkli, cıvıl cıvıl...

Even though the picture below is pretty bad, French street... colorful, alive and kicking...


Güzel kuzenim... ("Ağızım dolu çekmeeee" diyor burada ama benim çekesim var)

My beautiful cousin... (Here she's shouting, "my mouth is full don't take my picture now", but I want to) 


Evler ve dik yokuşlar... Bu resmi Gümüşsuyun dan Kabataş a yürüyerek inerken çektim. Apartmanların arasındaki bu üç adet ev. Çok ilgimi çekti, hoşuma gitti, değişik geldi...Yokuş aşağı gitmekte ne var, salarım kendimi, bulurum Kabataşta dedim ama, yokuş ta yokuşmuş!!! Bacaklarımın önünde kas varmış, tutulunca anladım.

Houses and steep ramps... I took this photo while walking from Gümüşsuyu to Kabataş. The three houses in the middle of apartments. They attracted my attention, I liked them, thought they were different... I thought to myself what's the deal with going downhill, I will let go of myself and find that I'm Kabataş, but the ramp was A ramp!!! It seems that I have muscles in the front of my legs, I understood when they got sour.


Ve çocukluğumdan beri içerisinden ve dışından incelemeye, bakmaya doyamadığım, İstanbulun binlerce muhteşem binalarından en muhteşemlerinden biri... Denizden Haydarpaşa....

And one of the most splendid buildings amongst İstanbuls thousands of splendid buildings, which I have not been able to get enought of  looking from the inside and outside, ever since I was a child... Haydarpaşa, from the sea...










6 Nisan 2012 Cuma

Şiirim geldi bırakın beni...

İlkelerin olacak, seni satın alamayacaklar
İnançlarının arkasında duracaksın
Sevgilerin karşılıksız, yardımların gizli olacak...


5 Nisan 2012 Perşembe

İğne keçeleme - Needle felting

Sonunda evimdeyim. Bugün kursun bitmesiyle beraber atladım otobüse (bavulumu yanıma almıştım), geldim evime. Dün gece geç yattığım için gün içinde çok uykum vardı dolayısıyla otobüs yolculuğum, arada uyuklamam nedeniyle çabuk geçti. Güzel bir 5 gün oldu benim için. Güzel insanlar tanıdım, güzel deneyimler yaşadım, çok sevgili, biricik dayım, yengem (anlaşılsın diye yenge yazdım, yoksa biz ona yenge demeyiz-diyemeyiz, dışarıdan biri olma kavramından o kadar uzak biridir ki o) ve kuzenim le vakit geçirdim. Her şey güzel ve keyifliydi neticede. Şimdi sıra normal hayat adaptasyonunda....
Bugün sizinle iğne keçe denemelerimi paylaşmak istiyorum. Bunlar sırf merakımdan yaptığım küçük parçalar ve onları nerede ve nasıl kullanacağım hakkında hiç bir fikrim yok.

I'm at home at last. Today, when the training finished I hopped on a bus (I had my luggage with me) and came back home. As I went to bed late last night, I was very sleepy so my bus trip passed fast as I slept at times. It has been a nice 5 days for me. I met beautifull people, I had nice experiences, I spent some time with my belowed uncle, my uncles wife and my cousin. In the end all was pleasant. Now time has come for me to adapt to normal life...
Today I want to share my needle felt trials. They are bits and pieces that I made out of curiosity and I have no idea where to use them, how to use them.






4 Nisan 2012 Çarşamba

Anahtar kutusu - Key box


İstanbul'da 5 günümün 4.sü de bitti. Her sabah erken saatte çıktım evden Taksim den Kadıköy'e vaktinde gidebilmek için. Bu NLP kursunun eğitimcisi ile ilk kez çalışıyorum. Çevirimi yaptım ama pekte eğlendim ve NLP öğretisi çok kafama yattı. Aslında birçoğumuzun bir şekilde içgüdüsel olarak bildiği, anladığı veya zaman içerisinde geliştirdiği tanımsız bir şeyin tanımlanmış hali. En azından ben kendim için öyle algıladım. Bütün bunları genç yaşlarımda öğrenmiş olsaydım hayatımı çok daha doğru, çok daha işlevsel ve tatminkar yaşayabilirmişim, bunu anladım. Kullandığımız kelimelerin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha öğrendim. Yani, sonuçta aynı anlamı veren 2 ayrı cümlenin, sadece kullandığımız kelimeleri ve/veya kurduğumuz cümlenin şeklini  değiştirmekle ne kadar farklı hissettirebileceğini öğrendim.

My 4th day of my 5 days in İstanbul has ended. I had to get out of the house early so as to be able to go from Taksim to Kadıköy on time. It's the first time that I've been working with this NLP trainer. I did my translation and I had a lot of fun. The NLP system made sence to me. Actually it's a definition of an undefined thing that most of us know, understand and develop subconsciously. At least that was so for me. If I had learned all these when I was young, I would have lived my life more full and content, this I understood. I learned that the language we use can be very powerful. 2 sentences, that lead us up to a meaning can make us and others feel very different by only changing our words and/or changing the structure of the sentence.



3 Nisan 2012 Salı

Günün projesi - The project of the day

Hava tahmini taşı-Forecasting stone

Bunu bir arkadaşım maillemiş, çok hoşuma gitti, bende evin önüne yapsammı bir tane? Türkçesi şöyle.

One of my friends mailed this, I loved it, Should I make one in front of my house also? The Turkish version...

John'un Hava tahmin taşı
Taş ıslak - Yağmur
taş kuru - Yağmur yağmıyor
Yerde gölge var-  Güneşli
Üstü beyaz - Kar yağışlı
Taşı göremiyorum - Sisli
Taş sallanıyor - Rüzgarlı
Taş aşağı inip çıkıyor - Deprem
Taş gitmiş - Hortum